İçeriğe geç

Olmadı, Tekrar Baştan!!!

Konuk Yazar: Mertcan Pak
Senkronize Buz Pateni
Kanada Milli Takımı NEXXICE Sporcusu

“Konuşan herkes şarkı söyler, yürüyen herkes dans eder; sen yeter ki ritmi duy.”

Anonim

10’lu yaşlardayken gittiğim Latin dansları salonunun giriş kapısının yanında kocaman harflerle yazan bir sözdü ve sanırım hayatıma en çok dokunan sözlerden biri oldu.  O yazıyı ilk gördüğüm andan itibaren insanlar yürürken, koşarken, esnerken, oturup-kalkarken, spor yaparken, konuşurken dikkatimi onların akışlarına vermeye başladım.  Kimi zaman kulağımda bir müzik kimi zamansa mırıldanıp bulmaya çalıştığım bir ritim, harekete uygun bir melodi dizgisi…  Bir süre sonra bu ritmi doğada aramaya başladım: Kuşların hareketlerinde , kedilerin-köpeklerin günlük hareketlerinde, ağaç yapraklarının rüzgarla dalgalanmasında ya da sonbaharda düşüşünde ve rüzgarın ıslığında, sanki her biri sesleniyor; keşfedilmeyi bekleyen bir harmoniyle hareket ediyordu. Böylesine kişisel tanımladığım bu olgu yıllar sonra karşıma bambaşka bir formda çıktı. 15 yaşımdayken başladığım senkronize buz pateni ile bu harmoniyi takım içerisinde deneyimlemeye devam ettim. Bu yazıda senkronize buz pateninde sergilenen performansın koreografik yönüne değineceğim.

Senkronize Buz Pateni

Harmoni kelimesinin her bir harfini, anlamını içinde barındıran bir takım sporudur. 16 sporcunun buz üstünde bir şarkıya veya bir potpuriye uyarlanan koreografilerle belirli teknik ve artistik kriterleri göz önünde bulundurarak program sergiledikleri bir buz pateni branşıdır. Koreografilerde, her harekette bir amaç, her amaç için bir hareket oluşturmaya çalışırız.
En büyük hedefimiz ise bir hikâyeyi veya bir duyguyu anlatmaktır. Bu 90’ların eğlenceli bir şarkısının neşeli sözlerini anlatmaktan, eşini kaybetmiş bir kişinin acısını yansıtmaya; denizlerdeki-okyanuslardaki dalgaların veya yaşantının hareketliliğinden, bir uzay macerasının başlangıcında roketin fırlatılışı ve o anın tatlı gerginliğine kadar birçok şeyi barındırabilir. Bir defile gösterisinin heyecanından, 15.-16. yüzyıllarda toplumdan dışlanan ve hor görülen çingenelerin umut ve eşitlik arayışlarına; heykellerin hayata dönmesinden bir afet durumundaki telaşa kadar çeşitli durum, konu ve duyguya hitap etmeye çalışan koreografiler ve hikayeler oluşturur, seyirciye aktarmaya çalışırız.

Fotoğraf : 12 Nisan 2019 / Team Vizyon Facebook sayfası

Bu aktarımın en doğal parçası tabii ki de hikâye anlatımı ve duygu yansıtımıdır. Bir hikâyeyi veya duyguyu anlatmadan önce onu etraflıca algılayıp, yeknesak bir biçimde seyirciye yansıtmaya çalışırız.  Örneğin, 2018-2019 sezonunda benim de içinde bulunduğum Team Vizyon, Helsinki’deki Dünya Şampiyonasında Notre-Dame’ın Kamburu’nun hikayesini anlatan bir program sergiledi. Bu hikayedeki duygu yansıtımı ve hikâye anlatımı için öncelikle bu müzikalin hem Disney hem de canlı müzikal versiyonlarını izleyerek o dönemin şartlarını ve karakterlerin ruh halini anlamaya çalıştık. Kimilerimiz kitabı okuyarak, olay örgüsüne ve karakterlere yönelik düşüncelerini bizimle paylaştı.Kimilerimiz ise müzikallerde yakaladığı ufak nüansları takımla paylaşarak koreografimize bir perspektif kazandırdı. Takımdaki herkese olay örgüsünün bir parçası olarak belirli görevler verildi ve belirli noktalarda o karakterler öne çıkarıldı.

2019-2020 sezonunda ise Globus’un Sarabande Suite parçasıyla kaydığımız serbest programımızda (performanslar kısa program ve serbest program diye ikiye ayrılır) özgürlüğün sadece bir yanılsama olduğu, aslında her zaman bizi kısıtlayan ve hapseden adeta bir kafesin içerisinde yaşadığımız düşüncesini seyirciye ve hakemlere aktarmaya çalıştık. Herkesin bir anlığına özgürlüğü tadıp, ardından tekrar sistemin tutsağı olduğu o “kafese” geri dönmesini veya biri tarafından kontrol edilerek seçimlerinin yönlendirildiğini yansıtmaya çalıştığımız bir programdı.

Bütün bu deneyimlerimden yola çıkarak süreci anlamanızı kolaylaştırmak için koreografilerin öğrenim ve yansıtma sürecini kısaca beşe ayırabilirim:

Merak ve Heyecan

Müzik ve koreografi fikri sizinle paylaşılır; heyecan ile birlikte belirsizliklerle ve sorularla dolu bir süreç başlar. Takımdaki herkesin kendi edinimleri ve ilgi alanlarına bağlı olarak herkesin kafasında birtakım olasılıklar ve beklentiler dizisi oluşur. Bunlar koreografileri belirli noktalarda besler; belirli noktalarda engel doğurabilir. Birçok başarılı koreograf fikri, müziği ve koreografiyi takıma sunar, takım bunları içselleştirir ve kendi tarzına uyarlar; bu noktada da sporculardan gelen öneri ve paylaşımlar koreograf tarafından dikkate alınır. Bu süreç genellikle düşünce düzeyinde kalır, konuya ve müziğe uzak hissedilmesi durumunda üzerine araştırmalar yapılır.

Adım Adım Duygu

Müzik ve tema takımla paylaşıldıktan sonra ilk olarak koreografi adımları öğrenilmeye başlanır. Bununla birlikte temayı içselleştirmeye yönelik egzersizler yapılır. Bunlar buz üzerinde müzik eşliğinde ya da sessiz drama-tiyatro egzersizleri olabilir. Buna ek olarak konuyla ilgili bir araya gelip, herkesin (temaya bağlı olarak) gizli ya da açık bir şekilde düşüncelerini paylaştığı bir ortam hazırlanır. Ardından bu düşünceler üzerine fikirler paylaşılır, derinleştirilir; amaç duyguyu açmaktır. Bu esnada koreografi ve koreografi adımları çoktan yüzlerce kez hem karada hem de buzda tekrar edilmiştir ki bu bizi özellikle üçüncü, dördüncü ve beşinci aşamalara sürüklüyor 😀 (Not: Buz üzerinde yapılmayan antrenmanlara bizde “Kara Antrenmanı” denir.)

Bunu yazarken bile kulağımda çınlayan “Tekrar Baştan!”, “Olmadı… Tekrar Baştan!”, “Ennnn ennn baştan alıyoruz!”, “Dikkaat!! Tekrar Baştan!” cümleleri kadar hayatımda hiçbir söz tekrar etmemiştir…

Yüzeysel Öğrenim ve Derinleşme

Yüzlerce tekrarın ardından koreografi adımları ve ana fikir öğrenilir, ardından buzda sergilenmeye başlanır; bunlar seyirci önünde galalar (yarışmalar öncesinde kostümlerle seyirci önünde yapılan performans ve motivasyon etkinliği) ya da yarışmalar olabilir. Yalnız her ne kadar herkes anlamış, öğrenmiş ve defalarca tekrar etmiş olsa da bir şeyler hala eksik hissettirir. Bu kısımda, öğrenilen her şeyin yüzeyde kaldığı ve derinlerde hissedilmediği bir yerde bulabilir her sporcu kendisini. Hedef hareket ve müziğin, duygu ve koreografinin iç içe geçmesidir. Bu aşamada en faydalı olduğunu düşündüğüm egzersizlerden bazıları -tabii ki alan uzmanlarından destek alınarak- Görselleştirme (Visualisation), Farkındalık (Mindfulness) ve Meditasyon’dur. Bu egzersizleri alan uzmanlarının en sağlıklı şekilde aktaracaklarını düşündüğüm için bu kısmı onlara bırakıyorum. Bu egzersizler zihindeki heyecan ve akışın düzenlenmesi, performansı gerçekleştirmek için gerekli dengenin yakalamasına yardım etmesi için kullanılır.


İlk gala ve yarışma sonunda derinleşmenin ilk ayağı gerçekleşir, yalnız bununla da bitmez. İlk yarışma sezonun başlangıcı olur ki bunun devamında uluslararası yarışmalar, milli takım seçmeleri (Ulusal Şampiyona) ve ardından Dünya Şampiyonası gelir; bu nedenle programları defalarca kez tekrar edilir ki bu, bir sonraki aşamaya iter, “Boşluk”.

Boşluk

Senkronize buz pateninde sezon, çoğunlukla Mayıs’ta başlar. Çoğu sporcu öğrenci veya çalışan ya da her ikisi de olduğu için yaz ayları antrenman ve kampların en yoğun olduğu dönem olur. İlk yarışma Eylül-Ekim, en geç Kasım’da gerçekleşir ve en hareketli yarışma dönemi ve hazırlık süreci Dünya Şampiyonasına kalan son 3 ayda olur; yani Ocak-Şubat- Mart, Nisanın ikinci hafta sonu ise Senkronize Buz Pateni Dünya Şampiyonası gerçekleşir. Yani tüm sezon Mayısın başından Nisanın 2. hafta sonuna kadar 11 ay 2 haftalık bir süreçtir. Tabii bazı resmî tatillerde ara verilir (bazılarında ise verilmez, özellikle yarışmalar yakın bir tarihte ise).
Her seferinde istikrarlı ve tutarlı performanslar sergilenmesi beklenir, bu da ekstra odaklanma ve enerji gerektirir. Senkronize ve takım sporu olarak, kişisel durumlarınızı, ruh halinizi veya şahsi sorunlarınızı antrenman öncesinde dışarıda bırakmanız beklenir; bunun için de antrenman öncesi takım ile birlikte -yargısız bir ortam oluşturarak- Enerji ve Arınma konuşmaları yapılabilir. Arınma, herkesin gün içerisinde yaşadığı negatif ve keyif kaçırıcı olayları takımla paylaşarak geride bıraktığı ve ardından Enerji kısmına geçerek gün içerisinde yaşadığı olumlu ve yüz gülümsetici anları yakalayıp, paylaştığı ve bu enerjiyle antrenmana başladığı bir ortam yaratma egzersizidir.
Boşluk hissi ise tam olarak bundan kaynaklanır. Yüzlerce ve hatta binlerce kez, haftalarca- aylarca tekrar edilen programlar ve egzersizler sizde duygusal bir “yalama” oluşturabilir. 😀

Bütünleşme

Yarışmaların ve galaların en büyük faydası seyirciyle temastır. Seyirci ile sporcuların ve performanslarının bir araya gelmesi mükemmel bir atmosfer hazırlar. Bu aşamada takım geçirdiği tüm süreçleri deneyim olarak benimsemeyi öğrenir, ana odaklanıp tadını çıkarır. Koreografiyi sahiplenir ve en akıcı şekilde hakemlere ve seyirciye sunar. Bu noktada, sayısız antrenmanın ve sezon boyu süren uzun çalışmaların verdiği takıma ve kendine güven, kaygıyı dindirir ve uzaklaştırır.


Her performans öncesi söylediğimiz bir söz vardır:

“Antrenmanınıza güvenin, birbirinize güvenin! Gösteri Zamanı!”

Fotoğraf: www.roy.ng’den alınmıştır. / Team Vizyon- Notre -Dame’ın Kamburu
Tarih:Konuk Yazılar
Ece İbanoğlu © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Azimle yaratıldı.